• edip cansever

    933.
    Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
    Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
    Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

    Hiçbir şey! Kadınlar geçtiği o kadın kokusu anlarında
    Yıkanmış, mayhoş ve taranmış duygularıyla
    Dönüşür içimizde az menekşe, bir sarmaşık
    Menekşe, hadi neyse, mor deriz sarmaşıklara
    Mor deriz, mor bilinir çünkü, bir yandan güneşler kurur
    Her yandan güneşler kurur, sanki yaz günüyledir
    Bir adam kayboluyordur bir taşra sıkıntısıyla
    Deriz ki, “şuram ağrıyor” bir de, “başım dönüyor”, “yanıyor avuçlarım”
    Belki de bir çığlık mı bu, bu seziş, bu yakınma
    Bir çığlık, hem de nasıl, katılmış, donmuş, yaşıyorcasına
    Uzansak ellerimizde uzansak avuçlarımızda, bir çığlık
    Nedir mi ellerimiz-korkunçtur bir elin bir köşesinde insan olmalarıyla-
    Korkunçtur insan olmalarıyla kıyısında bir yüreğin
    Kıyısında gibi yangından, çok karanlıktan geçilmez caddelerin
    Ve korkunç anlamsız gözlerinde ha dünya ha bir park bekçisinin
    Korkunçtur insan olmaları, bir ceset, suda bir şapka gibi sallanaraktan
    Bitmeyen bir selam gibi, hastayken, inceyken, yalnızlıklarda aranan
    Korkunçtur -bunu anlıyoruz- bir yüzün en çoğul beyazında
    Korkunçtur insan olmaları güz ortalarında, eriyen türbe ışıklarında
    Ve korkunçtur eriyip kaybolmaların bir köşesinde insan olmalarıyla
    Korkunçtur korkunç!
    Diyerek: ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca
    Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi
    Tüketen kim. Hani görmeden daha, sezmeden her şeyin bittiğini
    Ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla
    Çökerken üstümüze bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz inceliği
    Ansızın bir ürperişte: bitti mi her şey bitti mi
    Yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi
    Bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar
    Bırakıp giden beni bir kenara, bir uzağı, yada bir boşluğu bırakır gibi
    Ve ben ki hazırımdır bir süre unutulmaya
    Ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba.
    Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız
    Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına
    Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında
    Okunmaz kitaplarda, uzaksı giyişlerde çocuksuz avlularda
    Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda, asılmış koyun butlarında
    Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız
    Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla

    Kapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada
    Anılar bulacaksam – anılar mı dediniz? – ne sesli bir vuruşma
    Odalar bulacaksam, odalarda kadınlar, çiçekler, çok aynalar
    Rakılar, gene rakılar, kırıklar sonsuz yaralar
    Bulacaksam orada, bir koltuğu bir koltuğa doğru
    Bir yüzü bir yüze, bir eli bir ele doğru yaklaştıran çocuklar
    Sinekler bulacaksam, kaskatı yapan boşluğu, sinekler
    Zorlanmış bir gülüşten – iğrenip birden – kusmalar, bulantılar
    bulacaksam belki de: susanlar, bilmem ki niye susanlar
    Ölüler bulacaksam – ölü gözleri onlar, cesetler, giderek dışa vurmalar –
    Ne dedik, dışa vurmalar mı, yani ilk aydınlığı mı ölümün?
    Ölümün ilk aydınlığı mı, ne dedik, sahi biz ne deseydik bu konuda?
    Ne deseydik bilmiyorum, ama var bu kadarcık bir şey insanın sonsuzunda.
    Bu kadarcık bir şey – iyi ya, peki, şimdi kim var sırada? –
    Sakın ha! Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza.
    Yok deyin çünkü biz.. Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
    Ne güzel ellerimizle.. Başlayın, hadi başlasanıza!
    Örneğin bir kahve falı? Az müzik? Diyorum biraz iskambil!..
    Ama hiç seslenmeyelim – seslenmeyelim – içimizden oynayalım.
    Ayrıca,

    – Dört kişiyiz!
    – Hayır on!.
    – Bin kişiyiz!
    – Bana kalırsa..

    Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında?
    Öyleyse başlayalım: Koz kupa! Ah şu sinek onlusu bire bir unutulmaya..
    Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz? Ne tuhaf biraz anlıyorum.

    – Üç karo!
    – Pas diyorum!
    – Susalım baylar, dört kupa!

    Ah şu sinek onlusu! Koz kupa! Çayınız mı dediniz? Susalım!
    Susalım – niye susalım – Anılar mı dediniz? Ne sesli bir vuruşma!
    Ya sonra? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra?
    Gene mi? Başladınız mı? Peki şimdi kim var sırada?
    Sakın ha!
    Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza.
    Yok deyin çünkü biz..
    Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla
    Ne güzel ağzımızla..
    Yok canım, ben var ya, istiyorum sırada olmayı.
    istiyorum – sahi mi? – ama isterseniz siz olun.
    Siz olun, biz olalım, kim olacak? – hep böyle oyalansanıza –
    Yani; “Şu sinek onlusu, susalım baylar, koz kupa.”
    Gibi oyalansanıza,
    Biraz oyalansanıza.

    Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
    Bir söz başka olamaz sözden gibi
    Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi
    Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
    Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
    Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
    Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
    Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
    Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

    Hiçbir şey! Kimse bir gün gözlerimi sevmeyecek, biliyorum
    Kimse bir gün kimseyi sevmeyecek korkuyorum
    Bir yaşlı kadın en erkek boyutunda
    Kendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız
    Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere
    Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda
    Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta
    Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha
    Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu hiç bilmiyoruz
    Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla
    Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı
    Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha
    Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz
    Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda
    Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız
    Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız
    Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız
    Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla
    Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da
    Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda
    Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz bilmiyoruz ya
    Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla.

    (bkz: ne gelir elimizden insan olmaktan başka)
    9 -6 ... fikrimin ince gulu
  • gaza getirmelik şarkılar veritabanı

    13.
    hit the road jack - ray charles

    https://youtu.be/SrnWp5O0DEs
    5 -1 ... fikrimin ince gulu
  • bağımlılık teorisi

    3.
    modernleşme teorisine tepki olarak doğmuştur. modernleşme teorisi doğu toplumlarının bilimsel ve teknolojik anlamdaki geri kalmışlığını, batı toplumlarının yaşadığı tarihsel süreçlerden geçmemiş olmasıyla açıklamaya çalışır. oysa teori bu bağlamda latin amerika ülkelerinin geri kalmışlığının nedenini açıklayamaz.

    işte tam da bu noktada immanuel wallersteinın ''dünya sistem teorisi'' durumu açıklar niteliktedir. dünya sistem teorisine göre iş bölümlerine göre merkez, çevre ve yarı çevre ülkeler vardır. çevre ülkeler merkez ülkelere ucuz işgücü ve hammadde temin etmekle görevliyken, merkez ülke uluslarası bir takım siyasi ve ekonomik yaptırımlarla ürünlerini çevre ve yarı çevre ülkelere pahalıya satar. bu yüzden bağımlılık teorisine göre üçüncü dünya ülkeleri diyebileceğimiz bu çevre ülkeleri herhangi bir büyüme ve gelişme gösteremez.

    merkez ve çevre arasında bir köprü görevi gören yarı çevre ülkeleri ise; çevrenin ve kendisinin merkeze bağımlılığı ve çevrenin kendisine bağımlılığı arasındaki fark dikkate alınarak gelişme gösterebilir. (güney kore, tayvan, hindistan gibi...) fakat sistem içerisinde çevre ülkelerin hiçbir şekilde gelişme gösterebilmesi mümkün değildir. teorisyenler, latin amerika ülkelerinin kültürel, ekonomik ve toplumsal anlamda son 400 yıldır gerçek anlamda gelişme kaydetmediklerini söylemektedir.

    marksist fikirlerden de beslenen wallerstein ve diğer teorisyenlere göre küresel kapitalist sistem emperyalizm ve sömürgenin devamı niteliği taşır, teoriyle emek ve sömürge sistemi uluslararası düzeye taşınmış olur.

    ayrıca Bağımlılık kuramcıları ekonomi ve politika arasında hiçbir fark görmezler. gelişimlerini geç tamamlayan çevre ülkeler, kültürel bir ekonomik ve siyasi istikrar olmadığı için, savaşlar, iç savaşlar ve darbelerle boğuşmak zorunda bırakılırlar. ve maalesef küresel kapitalist sistem bu şekilde devam ettiği ve çevre ülkeler merkez ile olan ekonomik ilişkilerini kesmediği müddetçe de hiçbir gelişme kaydedemeyeceklerdir.
    13 -2 ... fikrimin ince gulu
  • çamaşır suyu

    110.
    Annemin büyük aşkı olan kimyasal.

    Öyle ki; Bir evin temizliğini, muhtelif yerlerinin çamaşır suyu kokusunun derecesine göre ölçeklendirebilir.
    9 ... fikrimin ince gulu
  • akpnin yapıp saadet partisinin yapamadığı şey

    4.
    Çok net söyleyebilirim ki; irticayı türkiye'nin en büyük iki sorunundan biri olmaktan çıkarmış Ya da unutturdu bilemiyorum.

    32. Gün arşivlerine bakıyorum arada youtube'da. Siyasi gündem ve söylem hep aynı cümleyle açılıyor:

    türkiye'nin en büyük siyasi problemi terör ve irtica... O dönemde Mehmet ali birand'ın diline pelesenk olmuş adeta.
    6 ... fikrimin ince gulu
  • ibn rüşt tufeyli sina hayyam vs nin ateyiz olması

    3.
    Diğerlerini bilmem ama islam felsefesinde ibni rüşd ve ibni sina okudum.

    Bu ikisi Kesinlikle ateist değil.
    8 -1 ... fikrimin ince gulu
  • haluk bilginer

    850.
    Anthony horowitz'in kitabından uyarlanan ingiliz yapımı "alex rider" dizisinin kötü adamı dr. Hugo greif karakterini canlandıracak başarılı aktör.
    7 ... fikrimin ince gulu
  • gecenin şiiri

    13604.
    Sevdiğimiz ölüler var ve sevmediğimiz diriler çok
    Geçtim aralarından kirin pusun ve telaşın
    Gövdemden geçtim önce sonra aklımı kaybettim
    Yalnızdım hep ve bunu mesele yapmayacak kadar
    Şuursuzdum sanırım son çare sana geldim
    Merhamet et merhamet bir bakışınla mümkün
    Çok zaman kaybettim çok üzgünüm ne desem boş
    ihtimal var bir daha o da ölmek olmasa keşke!

    Akla ziyan kaygılara fon oldu zavallı ömrüm
    Mezarlık dolusu sessizlik ve uğultu ve yalnızlık
    Kalabalıklaşsak ya ikimiz herhangi bir coğrafyada
    Sen acını unutursun ben gülmeyi hatırlarım
    Böylece uzanırız sereserpe bir hasıra
    Öylece kalakalırız akmayı unutur zaman
    Belki diyorum belki bir ihtimal daha var
    Bir ihtimal daha var o da ölmek mi sensiz...

    ali lidar

    (bkz: bir ihtimal daha var)
    15 -3 ... fikrimin ince gulu
  • agnotoloji

    4.
    Agnotoloji kısaca ''bilgisizlik bilimi'' demektir.

    isim babası Stanford Üniversitesi’nden bilim tarihçisi Robert Proctor'tur.

    uzun tanımıyla; toplumun bilgi sahibi olmasını istemeyen güçlü kurumlar tarafından yaratılan bilgisizliği inceleyen disiplindir. şöyleki; toplumda bir olay veya olguyu yeterince veya hiç anlaşılmadığında, Ticari ya da siyasi nitelikli özel çıkar grupları ilgili konu hakkında kafa karışıklığı yaratmaya çalıştığında toplumda bilgisizlik ve cehalet iyice yaygınlaşıyor.

    küresel ekonomik krizler, banka para sistemi, sağlık ve eğitim sistemi, kanser, sigara, uyuşturucu, salgın hastalıklar, savaşlar ve nedenleri... gibi çoğaltılabilir pek çok manüplasyona elverişli konu ve olgu, ilgili kurum ve kuruluşların en çok suistimal ettiği konulardır.

    ''aşamaları:

    1- Karşı tarafın doğru bilgi sahibi olmasını istemeyin

    Agnotolojide temel amaç karşı tarafın doğru ve sağlıklı bilgi elde etmesini istememektir. Yani öncelikle toplumun kafa karışıklığı ve yalan bilgi ile donanmasını istemeniz gerekir.

    2- Çıkar elde etme amacı güdün

    Eğer yayacağınız bilgi saf ve doğru bilgiyse tek çıkarınız karşı tarafın aydınlanması olacaktır. Çıkarlarınız için bıkmadan usanmadan cehalet yaymaya devam ederseniz bir gün istediğiniz sonucu elde edersiniz.

    3- Anlaşılamayan bir olgu bulun

    işin en önemli kısmı burasıdır. Cehalet yaymak için öncelikle insanların kafasında yer etmiş, zaman zaman aklına takılan, intrusive thought (vesvese) kabilinden bir olgu bulmalısınız.

    4- Dengeli tartışma zemini yaratın

    Soru ne kadar dengesiz olsa da cevabınız mutlaka dengeli olsun.

    5- Kendi başınıza uzman olun

    En iyi ben bilirim diyecek bir özgüvene sahip olmalısınız. Psikoloji, biyoloji veya tıp bilme gerekliliği gibi bir kısıt sadece gerçek bilgiyle hareket edenleri bağlar. Unutmayın, siz menfaat için cehalet yayan bir asılsız bilgi tüccarısınız.

    6- Büyük resme bakmaya gerek duymayın

    Burası en kolay aşama. Asgari ücretle karnı doyan, kredi kartına dokuz taksitle ev ihtiyaçlarını karşılayan, 120 ay vadeli krediyle ev sahibi olan, hafta sonu AVM’de alık gözlerle dolaşan ve çılgın projelerin ütopyasıyla tatmin olan toplum büyük resme bakmaya gerek duymaz.''

    matematiksel.org
    8 ... fikrimin ince gulu
  • 19 mayıs atatürk ü anma gençlik ve spor bayramı

    500.
    19 mayıs atatürk ü anma gençlik ve spor bayramı
    Bağımsızlık ateşimizin yakılışının 101. Yıl dönümü kutlu olsun.

    Minnet ve şükranla...
    25 -1 ... fikrimin ince gulu
  • emel mathlouthi

    11.
    holm (a dream)

    https://youtu.be/d2SNX3bfYKw
    6 ... fikrimin ince gulu
  • pozitif fotoğraflar

    795.
    pozitif fotoğraflar
    her koşulda paylaşılabilen tek şeydir mutluluk ve bunu en iyi çocuklar bilir.
    18 -1 ... fikrimin ince gulu
  • tarkan denince akla gelenler

    135.
    tarkan denince akla gelenler
    Ooooo oooo oo
    Gözleri derya deniz.
    8 -4 ... fikrimin ince gulu
  • feminist şarkılar veritabanı

    10.
    bandista - daima

    https://youtu.be/zlp0eZxWUic
    6 ... fikrimin ince gulu
  • ataşehir

    104.
    transparan taytlı botokslu teyzelerin, köpeklerine sabah yürüyüşlerini yaptırırken güneş gözlüklerini çıkardıklarında dahi birbirlerinden ayırt edilemediği güzide semt.

    olur da birgün yerli yapım bir bilimkurgu filmi çekilirse, uzaylıların istilası sahnesi için çok uygun bence.
    11 -2 ... fikrimin ince gulu
  • gecenin şarkısı

    35449.
    `hypnogaja - Here Comes The Rain Again

    https://youtu.be/5-juDiDTYfw
    5 ... fikrimin ince gulu
  • çiğdem talu ve melih kibar

    9.
    (bkz: bir de bana sor)

    (bkz: işte öyle bir şey)

    (bkz: sevdan olmasa)

    (bkz: içimdeki fırtına)

    (bkz: söyle canım)

    Büyük aşklarının unutulmaz beş şarkısıdır.
    10 ... fikrimin ince gulu
  • bir kadınla erkeği birbirine yakınlaştıran şey

    25.
    erkekleri bilmiyorum ama kadınlar kendilerine olan ilgiyi ve özeni fark ettiklerinde etkileniyorlar bence.

    çoğu kadın farkında olmasa da sevilmeyi seviyor.

    kötü erkek çekiciliği bana pek inandırıcı gelmiyor.

    bir de güldürüyorsa cilası.
    25 -2 ... fikrimin ince gulu
  • saçlarını kısacık kestiren kadın

    436.
    ben istemiyorum aslında ama tüm kuaförlerin böyle bir saplantısı var nedense.

    her defasında kırıklarını alıyorum sadece derler ve sonra bir bakarsın, arkası yok.

    bir de üstüne ''o ne biçim whatsapp profili, ben öyle mi gönderdim seni burdan? git şimdi bu halinle adam gibi fotoğraf çek, değiştir allah aşkına'' diyerek gömerler insanı.

    yemin ediyorum özellikle erkek kuaförler, bunun için ayrı ders mi alıyorlar bilmiyorum ama ben her defasında dilim tutulmuşçasına tek kelime edemiyorum karşılarında.

    ve son olarak zamlı ödemeyi de yaptıktan sonra, moralin düzelsin diye geldiğin salondan, bin pişman ayrılırsın.
    14 -2 ... fikrimin ince gulu
  • sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    21505.
    hala çok güçlü bir yalan söylenmiş de hepimizi kandırmışlar hissinden kurtulamıyorum bir türlü. böylesi küresel bir salgında hastalık geçiren bir tane tanıdığım yok. elbette şükrediyorum bu duruma. üstelik 2 ay sonra bile tv programlarında adamakıllı konuşan kimse yok.

    küçücük de olsa bu şüphe çok kötü hissettiriyor bana kendimi. yoksullukla mücadele edebilirmişiz de, küresel bir kötülükle mücadele edilemezmiş gibi geliyor.

    sonra bırakıyorum tüm o komplocu youtube videolarını izlemeyi. düşünmemeye çalışıyor, kötülüğün bile bir limiti olabileceğine ve nihayet insanların dünyayı güzelleştirebileceğine inanmak istiyorum yine.
    11 -2 ... fikrimin ince gulu
  • yeni şeyler getiriyorum