• karl marx

    .
    "yürekten sevdiğim,

    sana gene yazıyorum çünkü yalnızım ve çünkü kafamın içinde seninle konuşurken senin bunu bilmiyor, ya da bana karşılık veremiyor olmana katlanamıyorum.

    kısa süreli ayrılıklar iyi oluyor, çünkü hep bir arada olununca her şey hiç ayırt edilemeyecek kadar birbirine benzemeye başlıyor. yan yana durduklarında kuleler bile cüceleşirken, alelade ve ufak tefek şeyler yakından bakınca kocamanlaşır. küçük tedirginlikler onlara yol açan nesneler göz önünden kaldırıldığında yok olabilir. yan yanalık dolayısıyla sıradanlaşan tutkularsa mesafenin büyüsüyle yeniden büyüyüp doğal boyutlarına dönerler. aşkım da öyle. zamanın aşkımı tıpkı güneş ve yağmurun bitkileri büyüttüğü gibi büyütmüş olduğunu anlamam için senin bir an, sırf rüyada bile olsa, benden koparılman yetiyor. senden ayrılır ayrılmaz sana olan aşkım bütün gerçekliğiyle kendini gösteriyor: o, ruhumun bütün enerjisiyle yüreğimin bütün kişiliğini bir araya getiren bir dev. böylece yeniden insan olduğumu hissediyorum çünkü içim tutkuyla doluyor. araştırma ve çağdaş eğitimin bizi kucağına attığı belirsizlikler ve bütün nesnel ve öznel izlenimlerimizde kusur bulmaya iten kuşkuculuk bizi küçük, zayıf ve mızmız kılıyor. ama aşk -feurbachvari insana aşk değil, metabolizmaya aşk değil, proletaryaya aşk değil- sevdiğine aşk, yani sana aşk, insanı yeniden insanlaştırıyor...

    dünyada çok dişi var, kimileri de çok güzel. ama ben, her bir hattı, hatta her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim? senin tatlı çehrende sonu gelmez acılarımı, yeri doldurulmaz kayıplarımı bile okuyabilir ve senin tatlı yüzünü öptüğümde acıyı öperim.

    hoşça kal canım. seni ve çocukları binlerce kere öperim.
    senin, karl
    manchester, 21 haziran, 1865"
    9 ... jcortazar
  • sözsüz müzik önerileri

    .
    no clear mind-dream is destiny
    https://youtu.be/o2zf28T0LFU
    mogwaii-i'm jim morrison i'm dead (bence dinlemeyin. hadi dinlediniz, klibi izlemeyin.)
    https://youtu.be/5EfuLuN0VXs
    low-lullaby
    https://youtu.be/XaSVkb_XLt4
    sleep dealer-the way home
    https://youtu.be/nngbv6829Fg
    frames-don't stay here
    https://youtu.be/4rpUunWJ5_c
    god is an astronaut-forever lost
    https://youtu.be/9-L5GS_7JNc
    april rain-leave me no light
    https://youtu.be/r1gC6DzgioY

    böylesi günlerde, böylesi havalarda içimizi karartacak türdendir. mutluysanız dinlemeniz önerilmez. devamı gelecek...
    11 ... jcortazar
  • suna no onna

    .
    suna no onna

    ing : (bkz: woman in the dunes)

    tr : (bkz: kumların kadını)

    Kobo Abe nin aynı isimli romanından uyarlanan, sürreallikle gerçeklik arasında gidip gelen ve metaforlarla dolu hipnotik anlatımıyla bizleri de büyüleyen büyük bir kült yapım. Yine de gönül ''akira kurosawa çekse nasıl olurdu'' demekten kendini alamıyor.

    Filmin başrolünde sinematografik açıdan kusursuz bir şekilde resmedilen ve herkesi münzevî kılma kudretinde olan kum var. Metaforik olarak özgür irâdeyi ipotek altına alan gücü simgeleyendir filmde kum.

    Kadınsa âdetâ bir japon sisyphos. sisyphos söyleni kitabında sisyphos'u nasıl tanımlıyordu üstad albert camus? ''mutlak mutluluğu yakalayan bir konformist'' diyordu ki filmdeki kadın için de yıllar öncesinden muhteşem bir tanım yapmıştı camus usta. Gerçekten de öyledir, kadın temel ihtiyaçları olan yeme, içme, uyku ve seks'e sâhiptir, yaşama amacı olan bu ihtiyaçlara sâhip olmaktan da gâyet mutludur sanılanın aksine.

    kadın ilkel hayâtı ve ilkel benlik id'i temsil ederken, adam modern hayâtı ve ego'yu temsil etmekte aynı zamanda. id'in ego'yu zaman içerisinde iknâ edişi var bu filmde. Meselâ adam kadının yaşadığı hayâtı her eleştirişinde kadının tokyo ile ilgili cümlelerini duyarız istisnâsız. önceleri ''tokyo'da böyle mi'' diyen kadının cümleleri zamanla ''tokyo'da eminim şöyledir'' şeklinde olurken, sonlara doğru tokyo'nun yanlışlarla dolu oluşuna vurgu yapmaya başlar. filmin jeneriğinde adamın sesinden dinlediğimiz tüm belgeler aslında göze sürme gibi bir şeydir, yalandır yâni. Varolduğunun ispatı olan bu belgelerle başlayan film, adam'ın 7 yıldır kayıp olduğunu belirten belgenin görüntüsüyle biter. çünkü tıpkı yıllar önce kadının yaşadığı dramı adam yaşar, eşini ve çocuğunu bu sefer kaybeden odur. Artık yeni sisyphos kendisidir kum çukurunda.

    Film görüntü, ses ve hikâyenin kusursuz bütünlüğü ile saf sinemanın zirvelerinden birinde vücut buluyor ve kum alegorisiyle, varoluşçu bir açıdan insanın toplumdaki yerini, paradokslarını tespit ediyor, zamanla kendi arzularımızın ve ahlâkî bozukluklarımızın kölesi oluşumuzun altını çizip âdetâ bilinçli tutsaklığımızın şiirini yazıyor. Kaçırılmaması gereken hipnotik bir deneyim.
    4 ... macho man
  • gecenin müziği

    .
    https://www.youtube.com/watch?v=Iwee_14JwqY+
    2 ... onickihavari
  • gecenin şarkısı

    .
    Özhan Eren yorumlamış: ''Güldür Gül''...

    https://www.youtube.com/watch?v=z6UcNPgZAYk+
    2 ... ekremselcuk
  • how the earth was made

    .
    Turkce meali dunya nasil olustu gibi bir anlama gelen, volkanlarin depremlerin tsunamilerin bol bol gorulebilecegi bir belgesel. Tavsiye ederim. Trt belgesel yayin haklarini satin almiş sanirim birkac zamandir yayinliyorlar.
    1 ... lcwaikikimaymunu
  • turgut uyar

    .
    savaşta ve barışta
    denizde va karada
    her zaman yazılır aşk şiiri
    çünkü aşk yazılgandır.
    2 -1 ... mb isimli cocugun anilari
  • erkeklerin kızlara sormak istediği sorular

    .
    cevabını bilmediğin soruları cevaplayan bir erkekten mi; cevaplayamadığın yeni sorular yaratan ve eski sorularını önemsiz kılan bir erkekten mi hoşlanırsın?
    2 -5 ... anto
  • türk edebiyatının unutulan yazarları

    .
    (bkz: şükufe nihal başar)

    bu kadının bu kadar unutulmasına hiçbir zaman anlam veremedim ben. Oysa kendisi 1. tomris uyar vakâsıdır diyebiliriz. nazım hikmet, faruk nafiz çamlıbel, osman fahri ve ahmet kutsi tecer kendisine âşık olmuş edebiyatçılardır. aşkına karşılık bulamayan osman fahri intihar etmiş, fâruk nâfiz ise psikopata bağlayıp meşhur kıskançlık isimli şiirini yazmıştır. Hani müzik dünyâmızda intizar olarak da bilenen psikopat şarkının sözleri yâni.

    Attıkları zaman mangalda kül bırakmayan feministlerin şükûfe nihâl hanımın ismini hiç anmıyor oluşu gerçekten ilginç çünkü kendisi cumhuriyet döneminde kadın haklarının ilk yılmaz savunucusudur. ayrıca neme lazım ismindeki şiiri gerçekten de çok iyidir.
    3 ... macho man
  • gecenin şarkısı

    .
    https://www.youtube.com/watch?v=Cwc5mzB-7Cw+
    1 ... onickihavari
  • iz bırakan kitap cümleleri

    .
    "tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar; ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir."
    2 -1 ... marcus tullius
  • iz bırakan kitap cümleleri

    .
    "destedeki bütün kartlar sizin kaybedeceğiniz biçimde dizilmişse, o eli kazanmanın tek yolu kurallara karşı gelmektir."
    2 -1 ... marcus tullius
  • gecenin şiiri

    .
    Bana çiçek gönderme
    Bir kuş ağacı gönder
    Dallarında gezinsin
    Kül rengi güvercinler

    Konsunlar yastığıma
    Uyutmak için beni
    Sırtlarında kuş tüyü
    Gagalarında ninni

    Kaldırıp yatağımı
    Uçursunlar göklere
    Kendimi yıldızlarda
    Bulayım birdenbire

    Bana çiçek gönderme
    Bir kuş ağacı gönder
    Alnıma dokunanlar
    iyileşmiş desinler

    -ülkü Tamer.
    4 -2 ... magoa de nemesis
  • gecenin şiiri

    .
    gece
    bir tabut gibi çöker omuzlarıma
    bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar
    hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi
    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    hasreti bir ben bilirim
    bir de gecenin gözlerindeki baykuş
    baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş
    onu hüznümle güzelleştiririm. hüznümle
    süsler...bir damın üstüne oturturum
    süsler...damımın üstüne oturturum

    -sizi hiç bu kadar yakından görmedimdi

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    abimin acıyla yontulmuş yüzü
    yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma
    dağılır ses olur acısı
    ezberlediğim bir öğüdü yineler bana

    -çocuğum üşütme yüreğini
    şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezen

    ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil
    hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan
    korkarım

    mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa
    mesela annem de yoksa yanımda
    mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım

    -ana bana kurşun dök...dua oku...üfle ana
    ana ben daha çok küçüğüm...bana ninni söyle ana
    yalnızım...bunu hep söylüyorum
    yalnızım...bunu hep söylüyorum

    geceyi çarmıha geriyorum kimseler tapmıyor
    hüznümü ölçeğe vuruyorum yüreğine sığmıyor
    her şey ne kadar olabilir meraklanıyorum
    yüzüme dokundukça tırnaklarım kanıyor
    yalnızlığımı hüznümle yoğuran gece
    öyle basitsin ki sen bütün şiirlerin içinde
    biliyorum...biliyorum bunu da biliyorum
    gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da
    kendime kendimden başka kendim yok
    ne utancımı kuşanan bir sevgi
    ne çirkinliğimi öpen bir kız

    yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız

    -ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum
    ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta

    ey insanlar
    ey gecede unutulmuşluğumun yargıçları
    iğrenerek öpüyorum parmaklarınızı
    iğrenerek...hepinizi kucaklıyorum ilkin
    ağzınızı dudaklarınızı dişlerinizi öpüyorum
    bilmiyorsunuz...ben kendimi öpüyorum

    cinsel bir çiftleşmedir çarşaflar
    ıslak bir gece en fazla kendini çoğaltır
    bir solucan vücuduna yeni bir halka ekler
    döllenir acı...sevişme daha da erselikleşir

    -hü'yü tanıdım size anlatmalıyım bir gün
    size bir gün mutlaka hü'yü anlatmalıyım

    geceyse
    tükenmişse güneşin güçlülüğü
    gök gözlerinin buğusunu yansıtır
    senin acın acıların ölümüne gebedir
    korkma yavrum
    ne gece ne geceler senin
    suçsuz mızıkçılığını küçültemez
    bir çirkini öpmek için uzattığın yüreğini

    güzelleşip bir sevginin göğsüne yatmak biraz
    biraz yorgun biraz korkak bir insan sevmek biraz
    dayayıp sırtını gecenin duvarına
    bir ölünün ağzını dudağını öpmek biraz

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta

    ey kanımda tefler çalan mevsimle gelen
    sesimi çakallarla boğan gece
    hüznüme vur acımı soy
    beni de kuşat
    boris karlof kadar masum yüzümü
    karanlığınla frenkeştaynla
    çünkü artık büyütmeliyim içimde nefreti
    kalbim ki yıllardır iyiliğe abone
    nerde bir insan görse
    bırakır sevgi kuşlarını
    çünkü o bağışlar yargıçlarını
    kendi yasalarını kuramıyan yargıçlarını

    ey gecede unutulmuşluğumun suçluları
    ey yanlışlığımın yanlış yargılayıcıları
    suçum: nefreti öksüz bırakmak
    savunmam: sevgimi yüceltmek içindir
    sakalım yok biliyorum ama kötü değilim
    büyükleri sayarım küçükleri severim
    çocukları incitmeden severim...kadını öpmesini
    bilirim

    sizi de sizi de öpmesini bilirim

    -ana ben çok yalnızım...benim başka sevgim yok
    içimde utanç çiçeği gibi büyüyor hü

    kural tanımayan sevgim benim
    aykırım fizikötem doğaüstüm yanlışlığım
    aşkım..sevgili yanılgım benim başyargıcım
    nefretim nefretim nerdesin

    kalbim
    bir gün elbette sana hükmedeceğim

    elbet geçer bu hüzün mevsimi
    bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün
    o gün size sevinci de anlatacağım
    bir solucan bir leylekle çiftleştiği gün
    o gün bahar mevsimidir size aşkı anlatacağım

    ve bir gün elbette yıldızları sayacağım

    -gelin kucaklayın beni...yıldızları sayamıyorum...

    Arkadaş zekai özger - hüzün mevsimi
    5 ... david gilmourun parmaklari
  • tanrı kaldıramayacağı taş yaratabilir mi

    .
    ateistler tarafından allah ın varlığının mümkün olmadığını göstermek amacıyla sorulan sorudur. köşeye sıkıştırma sorusu yâni. oysa az biraz felsefeye hâkim olsalar sorudaki mantık hatâsını çözebilirler.

    ''hayır yaratamaz'' cevâbı verilse ''her şeye kâdir olduğunu iddia ettiğiniz allah demek ki yok.'' derler.

    ''evet yaratır'' cevabı verilse ''öyle bir taşı yaratırsa kaldıramayacak ve her şeye kâdir olamayacaktır.'' derler.

    felsefe literatüründe bu soru mutlak kudret paradoksu olarak geçer. bu paradoks din felsefecileri kadar, john mackie ve saul kripke gibi ateist felsefeciler tarafından da allah ın varlığı aleyhinde geçerli bir argüman olarak kabul edilmemektedir. zâten aklı başında olan her insan soruda bir bit yeniği olduğunu anlar yoksa basit bir soruyla allah ın varlığı çürütülebiliyorsa sayısız akademisyen neden makâle yazsın ki yıllardır?

    allah ın isimlerinden birisi kâdir-i mutlak, yâni her şeye gücü yeten'dir. şimdi sorudaki allah kelimesini onun sıfatıyla değiştirip ne olduğuna bakalım.

    ''her şeye gücü yeten bir varlık, gücünün yetmeyeceği bir şey yaratabilir mi?''

    'her şeye gücü yeten'in gücünün yetmeyeceği' ifadesi çelişkili ve hatâlıdır, bu yüzden hatâlı sorulara evet ya da hayır diye cevap verilemez. tıpkı 'evli bekâr' ya da 'dört kenarlı üçgen' gibi paradokslarda olan mantık hatâları gibi.

    işte bu mantık hatâsı ve çelişki allah ın kâdir-i mutlak olmasına zarar vermez. zâten tüm din felsefecileri ve din âlimleri kâdir-i mutlak ismini ''mantıksal olarak mümkün olan her şeyi yapabilme gücü'' olarak tanımlar.

    şöyle örneklendireyim size. meselâ kuran'a baktığımızda kâfirlerin allah için çocuk edindiği iddiasını görürüz. allah kuran'da bu iddia için cevap olarak ''hayır öyle bir şey yok'' denilmesi yerine ''de ki:o bundan münezzehtir.'' şeklinde bir karşılık verilmesini istiyor. biz burdan, allah için bâzı şeylerin mümkün olamayacağını anlayabiliriz. dolayısıyla kâdir-i mutlak ismini ''mantıksal olarak mümkün olan her şeye gücünün yetmesi'' şeklinde tanımlamak mantığa en uygun olanıdır.

    skolastik felsefenin en büyük ismi olan ve ''inanmak için bilmek'' önermesini katolik kilisesine bile kabul ettiren aquinolu thomas az önce kullandığım tanımı günümüzden 800 yıl önce kaleme alarak literatüre sokmuştur zâten.

    tüm bunlara rağmen bir ateist ''ben mantık içeren bu tanımı kabul etmiyor ve kâdir-i mutlak sıfatını mutlak şekilde her şeye gücü yeten olarak tanımlıyorum'' dese bile sorun olmaz. ünlü fransız filozof descartes tanrıyı ''mantık kurallarının üzerinde olan bir varlık'' olarak tanımlar. bu tanımdan yola çıkarak eğer allah mantık yasalarının üstünde bir varlıksa bu onun çelişmezlik yasasını çiğneyebileceği anlamına da ulaşırız değil mi? bu durumda allah hem kaldıramayacağı bir taş yaratabilir, hem de sonradan o yarattığı taşı kaldırabilir.

    Hadi selâmetle.
    16 -2 ... macho man
  • kızılderili

    .
    kızılderili

    Kızılderili Şef'in Amerikan Başkanına Mektubu:

    1854 yılında ABD Başkanı Franklin Pierce yazdığı bir mektupla Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden toprak istemiş ve "bu isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.

    Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle bir söylemiyle ABD Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak ABD başkanına gönderilmiştir. Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesi’nde korunmaktadır.
    insan ve doğa diyalektiğini en güzel dile getiren metinlerden biri olarak günümüzde değeri daha çok anlaşılmaktadır.

    Şef Seattle'ın Mektubu:

    Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.

    Şef Seattle her ne söylerse Washington'daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne inandığı ölçüde inanabilir. Washington’daki Büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığının farkındayız.

    Merak ediyoruz ki gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç.
    Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kum yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu.

    Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız.

    Beyaz adamın ölüleri yıldızlar arasında yürümeye gittiklerinde, doğdukları ülkeyi unuturlar. Bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Biz dünyanın parçasıyız ve o da bizim parçamız. Güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir; geyik, at, büyük kartal, bunlarsa bizim erkek kardeşlerimiz, kayalık tepeler, çayırlardaki ıslaklık, tayın vücut ısısı ve adam, hepsi aynı aileye aittir.

    Büyük Beyaz Reis bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz Kızılderililerin ise onun çocuktan olacağımızı söylüyor. Toprağımızı alma teklifini düşüneceğiz, ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için kutsaldır. Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalısınız ve çocuklarınıza da onun kutsal olduğunu öğretmelisiniz. Göllerin berrak suyundaki her hayali yansıma, halkımın yaşamından anılar ve olaylar anlatır. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderirler, nehirler kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak hatırlamalısınız ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki nehirler bizim kardeşlerimizdir ve sizin de bundan dolayı nehirlere herhangi bir kardeşe göstereceğiniz sevgiyi göstermelisiniz.

    Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istediğini alınca başka serüvenlere atılır.

    Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. O'nun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yok edecektir.
    Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. insan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça yaşamın ne değeri olur?

    Bir Kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz Kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğduktan gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı?
    Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var; beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı gösterecek. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. "Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlarız buffaloları. Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölmez mi?

    Unutmayın bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.
    Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.
    Bildiğimiz bir gerçek daha var; sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yarattıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu fark edecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur.
    Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffaloların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.

    Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. işte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.
    Gündüz ve gece bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef'in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız. Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, birkaç kış daha geçecek. Geri kalan günlerimizi nerede geçirdiğimiz önemli değil. Çocuklarımız babalarının yenilgiyle aşağılandığını gördüler. Savaşçılarımız utanç duydu ve yenilgiden sonra günlerini aylaklık etmek ve vücutlarını tatlı yiyecekler ve sert içkilerle kirletmekle harcıyorlar. Birkaç saat, birkaç kış ve bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak; bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için. Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez. Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; son kızılderili yok olup kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak.

    Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar. Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır.

    Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir.
    Ölü mü dedim?... Ölüm diye bir şey yoktur ki sadece dünya değiştirir insan.

    Şef Seattle, 1854 ...
    4 ... traveler of secret moments
  • aşk

    .
    Fuzûlî babanın dediği gibi;

    Mende Mecnûn'dan füzûn âşıklık isti'dâdı var.
    Âşık-i sâdık menem, Mecnûn'un ancak adı var.
    2 ... macho man
  • insan kısadır

    .
    Babaannem derdi ki: insan kısadır oğlum
    ve bilmezden gelir kısalığını, bilseydi
    yarışmazdı yollarla, göğe evler yükseltmezdi,
    Nazlı babaannem sözü de uzatmazdı ısrarı da
    az söyler, usul söyler, pir söylerdi bir de
    adamın kötüsünü piyade, sözün fazlasını şiir
    yaparlar derdi, piyade olduğumu da gördü şiir yazdığımı da,
    küçücük bir büyükanneydi, onu yitirince anladım
    kısacıkmış her şey, insan kısaymış ağaçtan, ikindiden,
    elmadan, güneşten, kardan, yağmurdan,
    gölgemiz bile bizden uzunmuş, ya çocukluk,
    o da rüyasından kısaymış meğer, sanki altı kardeş
    nöbetleşe rüya görsek hepimizden bir çocukluk belki
    çıkarmış, “bu dünya bir pencere” türküsünü söylerdi de
    anlamazdık, bu dünyaya alıştık, şimdi zor geliyor
    dünyadan gitmek, bazen rüyama geliyor, kısacık
    kalıyor, bir gülümseme kadar, “çok uzatma” diyor
    “şiiri, kimse anlamaz ve ömrün de uzamaz bundan,”
    insan yanlışlarıyla büyür, aşkı uzun boylu sanırdım
    anladım ama, ne zaman, harflerinden de kısaymış aşk,
    bazen yazıncaya kadar geçiyor, bazen zaman alıyor
    aşkı içimizdeki ormandan kurtarmak, aşk kısa, şiir uzun,
    sözgelimi bir ağaç kaybolsa da orman yine orman,
    ya bir harfi kaybolsa, zaten kaç harf ki insan?

    (bkz: haydar ergülen)
    13 ... kaderin dizayni